19 Ocak 2012 Perşembe

SaltBeyoğlu

Gezmekten son derece keyif aldığım Salt Beyoğluna ne kadar süredir gitmediği farkettim sergiyi yazdan bi esinti ile hatırlayıp sömestrda da sergiye dair anılarımızı tazelemek üzere rotamızı Beyoğluna cevirelim... 











Murathan Mungan
Paranın Cinleri

18 Ocak 2012 Çarşamba

L’auberge Espagnole-İspanyol Pansiyonu

 Ali Farka Toure'dan Ai Du dinlenmesi önerilir.Xavier ve İsabelle'in paylaştığı sahneden...


Barselona, Erasmus, biraz Paris, biraz aşk, bol eğlence öğrenciliğin o doyulmaz tadı ve Cédric Klapisch.


Xavier Paris’te ekonomi okuyan bi gençtir babasının bakanlıkta ayarladığı iş için İspanyolcaya ihtiyacı vardır.  Dil en güzel yerinde öğrenilir mantığıyla Erasmus için belgelerini toplar bavulunu hazırlar ve sevgilisini hippi annesini Parisi arkasında bırakarak Barselona’ya uçar.


İlk kez ayak bastığı fakat yaşamaya başladıktan sonra benimseyeceği sokakları şöyle tanımlar;
“Bir şehre yeni geldiğimizde düzenli caddeler görürüz.Anlamı olmayan, sıra sıra binalar vardır.Her şey bilinmez ve bakirdir.Zamanla bu şehirde yaşayacağız, caddelerinde yürüyeceğiz düzgün görünümlerini tüketeceğiz, tüm binaları göreceğiz, insanlarla hikayeler yaşayacağız. Bu şehirde yaşadığımızda,bu caddelerden on- yirmi bin kere geçeceğiz. On- yirmi bin kere..Sonra, burada yaşadığınız içinher şey size ait olacak.Bunu henüz bilmiyorum ama öyle olmalı....”
Bir de uçaktan indikten sonra tanıştığı Fransız doktorun kayda değer izlenimleri vardır;
“Göreceksin, burası çılgın bir şehirdir.İnsanlar yemeğe akşam 1 0'da giderler.Daha sonra parti başlar. Barselonalıların partileri sevdiğini duymuşsundur.”

Barselona ın tanımı orda yaşayanlar içinde ve yaşamayalar için de eğlence olunca film ayrı bi sempatiye bürünüyor sahne seçimleri ile oldukça başarılı, samimi ve doğal bi öğrenci olarak film boyunca bende kendimi bi “Erasmus” hissettim




  Yedi Erasmus öğrencisinin paylaştığı evde; buz dolabında raf paylaşımına,  öğrenci evi sorumsuzluğuna, kira endişesine, arkadaşlıklara, aşklara hangi odaya girseniz farklı yaşam tarzlarını yansıtan posterlere ve kapının yanında bi Erasmusun felsefesini yansıtan “viva la fiesta” posterine rastlıyorsunuz.

.
Kahramanımız Barselona’da sadece İspanyolca değil bi çok şey öğreniyor aşka dair hayata dair dansa dair…



Paris’e geri dönüyor ve artık kim olduğunu daha iyi biliyor;
“Açıkları olmayan bir gelecek istiyorum. Her zaman yapmak istediğimi yapacağım. Yazacağım. Her şey basit ve açık görünüyor. Ben o değilim, o da değilim ama bunlarım. Ben oyum.
Oyum, oyum, oyum.
Onu aldatmak istemiyorum.
Ben oyum.
Oyum...
Oyum...
Oyum...
Oyum, oyum.
Ben yazar olmak istiyorum İspanyolum, İngilizim, Hollandalıyım. Tek değilim, bir sürüyüm. Avrupa gibiyim. Hepsiyim. Ben gerçek bir karmaşayım. Şimdi size her şeyi anlatmaya başlayabilirim. Her şey burada, uçağım havalanırken başladı. Hayır konu havalanma değil.Ama aslında belki de havalanma.
Her şey buradabaşladı.”



 “küçükken yazar olmayı hayal eden Xavier”


 Finaller bitimi eğlenceli bi akşam için “İspanyol Pansiyonu”.Bazı filmler izleyenler çoğaldıkça keyiflenir.Arkadaşları toplayıp kahve çikolata yada kola cips eşliğinde izlenilecek bi film.
Keyifli seyirler.


11 Ocak 2012 Çarşamba

Finaller molası, Biraz Folk..Biraz Müzik..


                                imambaildi
                                          jangarbarek
                                beirut

Bir öğrenci için en yavaş geçen, aynı zamanda da çalışmaya kalkışınca bir anda geçip giden zaman kavramının bambaşka bi şekil aldığı final haftasındayım. Zor tabi çok zor!!Korelasyonlar, dummy değişkenleri, her türlü t testi testi, bağımlı bağımsız gerekli gereksiz rasgele değişkenlerle yatıp kalktığım günler geçiriyorum.

Derslere odaklanmak mı o kadar zor ki hava en sevdiğimden "yağmurlu" melankoli kokuyor.Romantizm ımmm! Romantik filmler izlemek hüngür hüngür ağlamak ve gülümsemek istiyorum, gülerek ağlamak, ağlayarak gülmek istiyorum..

Yağmur sınavlar nedense canım ıslak sıcak kekler, bitki çayları, sütlü kahveler,kremalı mochalar istiyor.

Tüm duyularım kafasına göre çalışıyor.Ben hiçbirine kulak veremiyorum, yeni yürümeye başlayan bebekler kadar dengesizim düşüp kafamı yarabilirim.

Nefes almak amacıyla  kitap,
Bi fincan kahve;


Biraz da müzik;


Hemde sıcacık havasıyla komşu müziği. Atinalı iki komşu oğlu Lysandros ve Orestis Falireas kardeşler eski Yunan ezgilerini ve Balkan müziklerini ustaca harmanlıyorlar bu iki sıcacık ezgileri birde samba ritimleriyle tatlandırıyorlar. 2005 te kurulan grup ilk albümleri Cookbook la 2007 çıkışlarını yaptılar ve geçtiğimiz yıl da ülkemizde bi konser verdiler.
Henüz internet siteleri olmayan grubun myspace ine buradan facebook fan sayfasına da şuradan ulaşabilirsiniz .


Jan Garbarek; Norveç folkloru, uzaklardan bu sefer soğukça esiyor sanki çarpıyor yüzüne uyandırıyor içine akıyor notalar, saç tellerinde dolaşıp kanına sızıyor öyle bir sızıyor ki alıp soğuk diyarlara götürüyor ama üşütmüyor huzurla seni senden alıyor sanki tatlı tatlı donmadan önce uykuya dalmak gibi..Donmak üzereyken şarkı bitiyor ve hüzünle uyanıyorsun..


Beirut la, kendi coğrafyalarımızın ezgilerine geri dönüyorum ama bambaşka bi desenleme ile, indie-rock ve Balkan ezgilerinin bence kusursuza yakın bileşimi ile postumu sonlandırıyorum.

Sunday smile :)