29 Mart 2012 Perşembe

Rosemary's Baby

Bir korku klasiği, Rosemary's Baby.

Bu filmi izlemeyi çok uzun süre erteledim çünkü (gülmeyin) daha izlemeden korkmaya başlamıştım.Yalnız da izleyemediğim için dvd yi alıp arkadaşımla bi playstation cafe de izlemeye karar verdik.
Yönetmen koltuğunda Roman Polanski, Rosemary rolünde sevimli sesli naif  görünümlü Mia Farrow.
Film başlıyor, 1966 New York'unda geçen film manzaralarıyla keyif veriyor.Yeni evli genç çift her sahnede birbirlerine sevgi gösteriyorlar, öpücükler havada uçuşuyor, sevimli tonton kapı komşuları, romantizmin doruklarda şömine önünde yemek yemeler bi ara yanlış filmi aldığımı düşünmeye tam başlamıştım ki o yıllarda büyük sansasyon yaratan, kilisede bile dedikodulara sebep olan sahne giriyor bi anda gerilim müzikleri biz ki 90'lar 00'ler neler neler gördük buna rağmen epey afallatıcı.Beklenmeyen bi anda gelişi, titrek müzikleri korkunç olarak görmesem de gerilim yaratıcıydı.


Filmin ayrıntıları oldukça güzeldi kaybolan eldiven, kendini kaybedince çiğ et aşerip yiyen Rosemary, komşu ile olan arkadaşlığı sonrası işleri açılan aktör.Tabi burada yönetmenin zekası devreye giriyor ve seyircinin ilgisini hiç kaybetmeden filmi bitiriyor.Filmin ritmi artıkça gerilim artıyor sizin sinirleriniz de o derecede bozuluyor ihanet eden bir eş, sapkın bir tarikat, bu düşüncenin kör kütük kölesi olmuş bir grup insan ve diğer yanda masun bir anne daha doğmamış bi yavru.



Sadece gerilim odaklı olmayan aşk, güven, annelik duygularını sorgulayan bu kült filmi, gecenin bittiği pijamaların giyildiği bir cadılar bayramı gecesinde keyifle izlenebilir.
Sayın Okur, filmi izledikten sonra yorumunu bekliyorum ;)
Ben korkmadım bakalım sen korkacak mısın?
BÖÖÖ!!!


20 Mart 2012 Salı

Akbank Kısa Film-Uluslararası Bölüm(B)-


Bugun ikinci gun derslerimi ufaktan eke eke bugunu de aksanata ayirdim ve wouuw :s onbesinci kisa filmden sonra dinlenmeye ihtiyacim oldugunu dusunuyorum ve bugun yoga dersi icin eve erken donuyorum.
Uluslararasi kisalar deneysel calismalar ve sanirim anlamadigimiz biseyler iceriyordu salonu allak bullak etti herkes tepkisiz :|
Filmler,
Back by six(Belçika)
Etkileyici sahnelere rağmen yanımda ki kızın uyuması ve salonda duyulan "çok sıkıcı abi" sesleri sanırım durumu özetler nitelikte.

Maska(Polonya)
Gorsel ve grafiksel olarak kesinlikle basariliydi,seslendirme etkileyici, kurgu anlasilabilir ve anlamliydi.Bu dort film icinde en iyisiydi. Ama o dahi hic alkis almadi.
 In(Finlandiya)
Deneysel Finlandiya yapimi bi calismaydi. Seyirciye sanal bi mekanda edilen dans izletildi.Cokca futuristik sesler kullanilmisti.
Soy tan feliz(Arjantin)
Yorumsuz!!
Uluslararası filmler enteresan öyle çok herkese hitap eder türden değil ama yok ben sevebilirim dur bi deniyim derseniz bi seansın az kafa karışıklığı dışında bir zararı olmaz.
Keyifli seyirler.
dipnot:yoga çok etkili oldu bulanan beynim için :) önerilir.

19 Mart 2012 Pazartesi

Akbank Kısa Film-Festival Kısaları(A)-


Sayin okur bugun akbank kisa film festivalinin ilk gunuydu bende, sinema sever ustune bide festival sever bi insan olarak kosa kosa gittim :) festival filmleri ayri ayri kategorilendirilmisler surdan onlari inceleye bilirsiniz ben hemen filmler hakkinda yazmak istiyorum.


Iste festivalin ilk kisasi Tolerans;Ilk film beni hayal kirikligina ugratti acikcasi sadece beni degil tum salon oyle tepkisiz kaldi ki. Peki neden? Cunku; ozgun birseyler tatma beklentisiyle katilan ben icin ilk basta yuzler o kadar tanidikti ki sonra da olay akisi, herhangi bi romantik film gibi, yaraticiliktan uzakti senaryo cok fazla icerik vermek istemiyorum izleyenler filmin sonunda ne demek istedigimi anlayacaklar. Verilen bir mesaj vardi ama bu izleyiciye verilemedi malesef.

2.MusaAman Yarabbim :) Musa ilac gibiydi senaryo, oyunculuklar,kurgu bu kadar dogal olunur bu kadar hayatin icinden olunur. Musa korsan dvd saticisidir ve bir gun Zeki Demirkubuz yanina gelip seni filmimde oynatiyim mi der? Dusunsenize saka gibi zaten Musa nin cevabi da bunu oyle guzel anlatiyor ki “abi polis misin?“ Anlatasim geliyor oyle sevdim ki bu kisa yi :) Izlenilesi.Sayin Okurum aman kacirma!!


3.JerryPsikolojik olarak sikinti yaratan zaten istenilen de bu olan bir film M. Temizlik gorevlisinin fare kapanina donmus hayatini gosterir 15 dk icin size de alir kapatir o kafese..

4.Dinozor96 yasinda bi kadinin yasamdan kopmamaya calistigi hayatinin bir gununu anlatan kisa bir belgesel oylesine agir ki dogal olarak.(uykum geldi)


5.Ben Geldim GidiyorumIstanbul, benim yasayan konusan sehrim herseyim.Film Istanbulun fisildayislarini bagrislarini serzenislerini melodisini dinletti bize keyifliydi. Ayiltti beni. Salondan cikan herkesin dilinde “ben geldim gidiyorum“ cumlesi vardi. Pogaca saticisi amca gibi..

Bitmeden katılın derim.Yarın da ordayım, bu da demek oluyorki yazıların devamı gelecek..
Her ne izliyorsan keyifli seyirler.

9 Mart 2012 Cuma

Minik Mucizem

Dinlediğim ilk günden beri kulaklığımı kulağıma takabileceğim her an bu şarkıyı dinliyorum.
Yumaşacık bu şarkı marshmallow gibi..
Bu benim küçük mucize'm.
grubun meraklıları için şöyle de bir blogları var.






















my preciouss...

Toast “Limonlu kek isteyen?”


Tarih 8-15 Ekim 2011. Film ekimi mevsimi;
Benim gibi sinemada film izlemeyi sevenlerin en sevdiği mevsimlerden olsa gerek.Vizyonların klişelerden sıyrılıp nefes aldığı bizim de elimizde film tanıtımları ve biletlerle seanstan seansa koşturduğumuz tatlı bir zaman dilimi.
Gelelim karşımıza çıkan filmlerden birine, Toast (2010);
Yönetmen: S.J. Clarkson
Şöyle bir dönüp bakıyorum yönetmeni tanıyor muyuz nereden tanıyoruz diye, Dexter , Heroes gibi dizilerde bazı bölümlerin yönetmenliğini yapmış.Yani yönetmenle tanıştığımız ilk filmi.
Film İngiliz Aşçı Nigel Slater’ın hayatından esinlenme olunca ilk anda sanıyoruz ki; her karede müthiş görünen yiyeceklerle gözlerimizi doyuracağız, ama gözden kaçırdığımız nokta şu ki film; bir aşçının mutfağını değil bir adamın çocukluğunu ve gençliğini anlatıyor.
İlk yarım saati dram kokan film, Helena Bonham Carter’ın basit & seksi bi tarzda filme girmesiyle o kasvetli havadan sıyrılıp,yüzümüze bi gülücük konduruyor.Sweeney Todd’a bize böcekli börekler yapan Mrs. Lovett bu sefer Mrs. Potter olmuş kollarını sıvıyor mutfakta..
Başrol erkek, Freddie Highmore’a gelince çok aşina olduğumuz bir yüz: Finding Neverland(2004), Charlie and the Chocolate Factory(2005), ve benim favorim August Rush(2007) bu çocuk gözümüzün önünde büyüyor.Oyunculuğunu ben önce ki filmlerine kıyasla daha az beğendim ama gene de beğendim.
Genel olarak abartılı bi yanı olmayan filmin sivrilen yanları da yok.Müthiş bir film değil fakat eğlenceli,izlenebilir.Doğru aksesuarlarla seyirciye verilebilmiş olan İngiliz havası ve Helena Bonhem Carter’ın oluşu filmin artıları.
Filmde hoşlanmadığım  daha doğrusu anlam veremediğim bir bölüme de değinmek istiyorum !!!!DİKKAT!!!! Filmden içerik içerir.<Freddie Highmore’un öpüşme sahnesi, filmin sonuna kadar bekledim bir yere bağlanmasını ama çekilmek için çekilmişti sanki havada kaldı.Olmasa daha iyiydi fikrimce.>
Sayın Okur,
Filmin benim için notu C+ yani ortalamanın biraz üstü.Keyifle izlersin ama etkilenmezsin.
Keyifli seyirler.