10 Aralık 2011 Cumartesi

Kaçış

Kaçışlar istiyorum tarif edilemeyecek kadar uzak, kaçışlar istiyorum yıllar önceye ve yıllar sonraya, kaçışlar istiyorum asla yakalanmayacak kadar hızlı asla bulunamayacak kadar gizli..
 -
Kanlıca sahil;

Evden çıktığımdan beri bugün elle tutulabilecek hiçbir şey  yapmadım diyebiliriz saatlerdir aynı kıtaya bakıyorum aynı kıtadaki aynı mavi eve öyle belirsiz öyle sıradan ki.. Ama gene de orda olmak istiyorum hayatımdan kendimden kaçıp orada herhangi biri olmak...

-
mavi ev;

Kız uyandığında çocuk hala yerdeydi, dün ki kavganın izleri de sırtında. Kız her tırnak izinde hayatından yitip giden başka bir dönemi gördü çocukluğu gençliği yok olup gitmişti, kurumuş kanlardaysa içene akıttığı gözyaşlarını yitip giden umutlarını hayallerini herşeyini... Gün geçtikçe her şeyini kaybediyor hissizleşiyordu. Kalktı. Terliklerini giydi.Yürüdü.Aynanın karşısında çökmüş göz çukurlarını, artık rengi kalmamış dudaklarını, soluk tenini kendinin değilmişçesine umursamazlıkla süzdü saçlarını toparlarken ayak seslerini duydu geçen ay aynı ayak seslerini farklı bir döşemeden duymuştu.Adam geldi ve elini kadının beline koydu hissedilen sevgi değildi, kin ego şehvet kızgınlık bir çok şey olabilirdi ama asla sevgi değildi.Kadın düşündü; bir ay önce belinde ki aynı noktalara başka bir adam değmişti.Huzursuz landı.Elle tutulur yoğunluktaki gerginlikten sıyrıldı ve mutfağa geçti.Bir fincan kahve için keetlea su koydu.Camdan dışarıya karşı sahile baktı sisten ve kararmaya başlayan havadan seçilmeyen karşı sahile; orada olmak istedi onun için sadece bilinmezdi ama gene de orada olmak istedi hayatındakilerden kendinden kaçıp sahilde yürüyen herhangi biri...
-

Kanlıca sahil;

Dalgalardan kurtulan damlalar yüzüme çarpıyor ürperiyorum. Saatlerdir oturduğum banktan kalktım ve beni bekleyen hayatıma dönmek üzere eve doğru yürümeye başladım.Aklımda hala o mavi ev var.
 -
mavi ev;

Kız suyun kaynama sesiyle kendine geldi kahvesini yaptı içeri gitmek istemiyordu pencerenin kenarında karşı sahili seyrederek yudumladı acı ve sıcak kahvesini.
-

4 Aralık 2011 Pazar

Noviembre "Kasım Manifestosu"

Sanatın sadece para için yapılmaya başladığ düzene başkaldırı Noviembre.Canına okuduğumuz sanata karşı suratımıza atılmış bir tokat Noviembre.
Achero Manas ın 2003 yapımı belgesel tarzında ki filmi kurgusu ile insanı içine alan ne zaman başladı ne zaman bitti anlamadığınız hatta filmin gidişatı ile sizinde karakterlerle aynı tutkuları acıları sevinçleri paylaştığınız aynı manifestoyu benimsediğiniz bir film..Sözü filmin başkahramını Alfredo Baeza ya bırakıyorum,
"Bu boktan dünyayı değiştirmeyi nasıl istiyorum bilemezsin.Ve bence hala vakit var!"
                                                                         "ATEŞLİ KADIN"
                                                                                   1988

Bunu yaptık çünkü bıktırdılar bizi.

Evet! yorulduk! tükendik! ümidimizi yitirdik! çünkü günümüzde tiyatro ve sanat gerçekten kokuşmuş halde. doğru! leş kokan genel kurul odaları, devlet memurları, ticaret, reklamcılık, tekdüzelik, rahatına düşkünlük, boş zaman, can sıkıntısı, bürokrasi ve yalan- dolan! bir tek sanat yok! zavallı sanatım! sanat artık yok.

Artık sadece sanat ticareti, sanat borsası, ya da sanatı teşvik ticareti olacak. Bir başka banka hesabı daha, sayıları toplama sanatı. Ama biz buna alet olmayacağız çünkü bizler özgürüz, bizler sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz ve onlara güç verebileceğine.

Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadın ruhuna erişebilir. Sanat topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi birer birey yapar. Sanat evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. Sanat, bir silah olabilir. Ama bir dekor asla! gerçek bir silah.
Silah sesi duyulmalı! hedef vurulmalı!"
"Dünyayi degistirmek istemistik ama perisanca yenildik. Simdiyse, degismemek icin, ben dunyaya direniyorum."
                                                                                                                               Lucia


Keyifli seyirler.

2 Aralık 2011 Cuma

ritüel

18 eylul ıkı bın uc sabahı evden çıktım uzun uzun tur attım evin etrafında ayakkabılarım bu yüzden eskidi sanırım her sabah bu ritüeli tekrarlıyorum yani tekrarlardım ta ki hayatımı değiştirecek olan o adama çarptığımdan beri.Artık onunla romantik kahvaltılar yapıyorum her sabah sonrada yeni sarı ayakkabılarımla öğrencilerime ruhlarını özgürleştirecek dans figürleri öğretmek için yola koyuluyorum.

Tümdengelim






seni özlemedim.

11 Kasım 2011 Cuma

Gece Mesajı

sabrı yuksek takıpcılerım sızı ozledım blogumu ozledim yazmayi ozledim bir ay boyunca sebepsiz yere ortadan kaybolarak kotu bı blogger davranısı sergıledım bılıyorum.Ama affedılmeyı hakedecek kadar dusundum blogumu anılar fotograflar topladım. Dopduluyum vızeler oncesı :) turlu zorlukla yazdıgım yazımı sonladıyor ıyı geceler dılıyorum hepınıze.Dua etmeyı ve sevdıklerınızı opmeyı unutmayın! :*

3 Ekim 2011 Pazartesi

Hafta sonu Kaçamağı "Büyükada"

Büyükada.. Martı kahkahalarının, faytonların, deniz kokusunun, çiçeklerle bezenmiş köşklerin kusursuzca birleşimi.Adaya adımınızı attıktan sonra o kusursuz birleşimin bir parçası oluveriyorsunuz.
Bana da aynen bu oldu adaya ayak bastıktan sonra kendimi ada ruhuna kaptırdım başladım sokakları arşınlamaya.Sağ olsun atlar, kediler, martılar hiç yalnız bırakmadılar bu kısa yolculuğumda beni belki fark etmediğim bir kuzgun bile eşlik etmiş olabilir bana :) [ada korunmaya çalışılan bir yaban hayatına sahip.]. Sokaklarda en çok ilgimi çeken kapılar oldu, birçok kapı birçok hayat birbirinden farklı gizli hayatlar. Hayal gücüm beni her kapıdan içeri girmeye zorladı her girdiğim bahçede bambaşka biri oldum kimi bahçede neşeyle çiçekleri suladım, kimisinin paslı sandalyesinde oturup kaybedilenlere üzüldüm, bir anlıkta olsa Rum bir yetim olarak yetimhanenin bahçesinde yakalamaç oynadım. Derken derken en sonunda çıkarken bitmeyecekmiş gibi hissettiren bir yokuş aşıp Aya Yorgi Manastırına vardım.Haliyle biraz yorgunluk vardı tabi. Yüzümü rüzgara vermiş temiz deniz ve çam havasını solurken kendime geliverdim.Biraz kiliseyi bahçesini dolanmaya koyuldum.Şöyle birde tepeden baktım adaya ve etrafına, ufuk çizgisinde belli belirsiz görünen İstanbul bana göz muzırca kırptı bu sakinlik çok sürmeyecek dermiş gibi nitekim de öyle oldu.Vapura bindikten bir buçuk saat sonra, adadaki dinginlik yerini; maçtan çıkan taraftarlara, sokak satıcılarına ve de fazlaca arabaya bırakmıştı.Bu tempoya alışkın olan ben, diğer tüm acelesi olan İstanbullular gibi kalabalığa karışarak yapılacak işler bitmeden günümü tamamlamıştım.